İLK OTOSTOP MACERAM – Hayatımı Kurtaran Don Lastiği!

Herkesin bir hayali vardır.

 

Ve birde yaşadığı gerçek hayatı elbette.

Ben de yaşadığı gerçek hayatı yaşarken fırsatını buldukça hayal kuran birisiydim.

Ders aralarında, minibüste, metrobüste, sporda, duşta, başımı yastığa koyduğumda vs. vs. kısacası bulduğum her boşlukta.

Gezmeyi çok isterdim mesela. Böyle özgürce gezen insanları çok yakından takip ederdim. Bir gün yola çıkarsam eğer diye araştırma bile yapmaya başlamıştım.

Benimle aynı üniversitede okuyan çok yakın bir arkadaşım zincirlerini çoktan kırmıştı. Sırt çantasını almıştı ve Türkiye’nin dört bir yanını kamp ata ata geziyordu. Kıskanılası bir hayat yaşıyordu açıkçası, yakından takip ettiğim bütün gezginler gibi.

Çünkü ben onlar gibi gezmeyi bir kenara bırakın, ilk defa ailemden bağımsız bir şekilde şehir dışına ilk defa üniversite vesilesiyle çıkmıştım. O yüzden bulunduğum şehirden dışarıya çıkmak bile bana inanılmaz bir haz veriyordu.

Araştırmalarımı daha da yoğunlaştırdığım sıralarda yola çıkmak için ekipmanların çok önemli olduğunu öğrendim. Fakat ekipmanları almayı bir kenara bırakın, sadece sırt çantası bile benim için çok pahalıydı. Bu yüzden hayalden öte gidemiyordu sanırım bu şekilde gezmek fikri.

Ahh şu hayaller… Kurulması hoşta, gerçekleştirmeye yetecek kadar cesaretimiz de olsa keşke.

Sonra bazı şeyleri sorgulamaya başlarken buldum kendimi. Geçtim karşıya oturdum ve kendi hayatımı dıştan bir göz olarak izlemeye başladım. Aile, Üniversite, Sevgili, Cafe, Arkadaşlar gibi bir döngü içerisinde savrulurken gördüm kendimi. Üzüldüm. Çünkü zaman geçiyordu.

Tik tak tik tok tak tak tik tok…

Kendimizi öylesine kaptırmışız ki sabit bir düzene. Bu yüzden cesaret edemiyorduk. Sonra aileden uzak olmak üzmeye başlamıştır seni. Sevgilinle kavgalar hararetlenmiştir. Okuldaki derslerin gittikçe kötüye gidiyor. Arkadaşlarının senden çıkar sağlamak için çevrende olduğunu anlamaya başlamışsındır. Ve paran yoktur. Parasızsındır. Borçların da dağ gibi olmuştur. Eveeeeet!

Tam zamanı.

At kendini yollara.

Hayal ettiğin hayat için bir adım at!

Yürümeye başlamadan koşamazsın.

Hemen harekete geçtim. Ekipman almam gerekiyordu önce. Alabildiğim kadarıyla yola çıkmak istiyordum. Açtım interneti ve en ucuz malzemeleri almaya başladım. 30 Liraya sırt çantası, 20 Liraya çadır, 35 Liraya Uyku Tulumu, 10 Liraya Mat… Derken yaptığım listedeki herşeyi aldım. Eksiğim kalmamıştı. Don lastiğine kadar herşeyi aldım. Forumlarda öyle yazıyordu. Lazım olabilirmiş. Ne bileyim aldım işte. Eksiğim olsun istemedim.

Hatta 60 Liraya Action Camera bile aldım. Vlog falan da çekerim diye düşünmüştüm. Hayallerim büyüktü yani ilk otostop maceram için. Ne bileyim ben böyle olacağını. Kolaydır diye düşündüm. Bir de kendime o kadar çok güveniyorum ki bu yolculuğu parasız yapacağım.

Derken gün geldi çattı. Gün, yola koyulma günü. Zebellak gibi doldurduğum sırt çantamı taktım ve Likya Yolu’nu yürüme niyetiyle Uşak’tan Fethiye istikametine doğru sabahın ilk ışıklarıyla beraber yola koyuldum.

Mualla’da benimle bu yolculuğa çıksın isterdim. Fakat gelmedi.

Neyse..

Kaldırdım baş parmağımı ve otostopa başladım. Herşey başta güzeldi. Heyecanlıydım çünkü. Konservelerim de vardı zaten yanımda. O yüzden hiç sıkıntı yok.

Birinci araba, ikinci araba falan derken ilerlemeye başladım. Şoförler verdikleri molalarda yemek yerken beni de çağırıyorlar fakat ben erkeklik yapacağım ya yemiyorum. Kendi başımın çaresine bakacağım. Ama o sucuklu yumurtaların, sıcacık çayların kokusu burnuma burnuma nasıl geliyor biliyor musunuz.

Ben ağzımın suyunu silerken yola devam etmek zorunda olduğumu farkettim ve çıktım yola tekrardan.

Yolda isyan etmeye başlamıştım bile. Ama fazlasıyla şey öğreniyordum. Nerede otostop çekilmemesi gerektiğini. Nereden araba bulacağımı. İnsanları nasıl analiz edeceğimi. Derken 12 saat gibi epey uzun bir yolculuktan sonra Fethiye’ye varmıştım. Bir minibüse bindim param olmadığını söyleyerek. Likya Yolunun girişine kadar o şekilde gidecektim. Sonra minibüste birisiyle konuşmaya başladık. Ben yaşlarında sakallı birisiydi. Likya Yolunun başlangıcına gittiğimi ve kamp atacağımı söyledim. Fakat bu saatlerde orası güvenli değilmiş ve bana Kabak Koyu’na gitmemin daha iyi olacağını söyledi. Ben tabiiki de yola çıkma amacımdan vazgeçmek istemiyordum ve dinlemedim Likya Yolunun başlangıcına geldim.

Fakat bir sorun vardı, Güneş batmak üzereydi. İnanılmaz derecede de yorgundum. Hiç dinlenmemiştim. Bunu unutmuşum açıkçası. Bir an önce çadır kurabileceğim bir alan bulmam gerekiyordu. Uzunca bir yürüyüşten sonra Ölüdeniz’e tepeden bakan çok güzel bir manzarada çadırımı kurmaya karar verdim. Fakat bir diğer sorun ise çadır kurmayı bilmiyordum. Sadece yola çıkmadan önce evde deneme amaçlı kurduğum kadarını biliyordum ve artık evde değildim, doğadaydım. Neyse acele etmem gerekiyordu çünkü Güneş batıyordu, ardından tepelerin.

Çıkarttım çadırımı ve kurmaya hazırlıyordum. Sonra o müthiş manzara eşliğinde vurup kafayı uyuyacaktım, dinlenecektim. İşler yolunda gitseydi tabii…

Çadırımın pollerinden birisinin lastiği kopmuş ve çadırı kuramadım. Güneş çoktan batmıştı ve merkezden epey uzakta bir ormanın içindeydim. Birazcık korkmaya başladım. Tamam tamam fazlasıyla korktum. Elim ayağıma dolaştı ve n’apacağımı bilemedim. Apar topar çantayı topladıktan sonra gerisin geriye yürümeye başladım. Nefes nefese kalmıştım ve kalbimin hızla atışını hissedebiliyordum.

Bir arabanın başında alkol alan bir kaç kişiye denk geldim ve durumumu anlattım. Beni şehir merkezine kadar bıraktılar. Ben yine minibüse binmiştim. Umutsuzluğa kapılmıştım. HİÇTE HAYAL ETTİĞİM GİBİ BİR YOLCULUK DEĞİLDİ BU! Minibüste bir arkadaş hayal kırıklığımı anlamış olmalı ki muhabbete başladı benimle. Ona da anlattım durumumu. Sabah erkenden evime geri döneceğimi ve sabaha kadar kalabilecek bir yer aradığımı anlattım. Çünkü çok yorulmuştum. Bayılabilirdim…

Neyse aldı beni kaldığı pansiyona götürdü. Dinlenmem gerekiyordu ve hemen uyudum. Sabah çok erken bir saatte evime geri dönmek üzere kalktım. Fakat hayallerim kırılmıştı. Düşündüm ve ben yola pes etmek için çıkmamıştım. vazgeçmiştim bu yüzden geri dönmekten.

Çadırımı nasıl yapabilirim diye düşünürken yanıma aldığım ve hiç anlam veremediğim o don lastiği ile tamir edildiğini öğrendim. Yuppii çadırım artık yapılmıştı ve dinlenmiştim de üstelik. Hemen Likya Yolundan vazgeçtim ve dün gece  minibüste karşılaştığım arkadaşı dinleyerek Kabak Koyu’na gitmeye karar verdim.

Kısa bir yolculuk ardından beni bir köyde bıraktılar ve Kabak Koyu’nun aşağıda olduğunu söylediler. Buraya ulaşım iki şekildeymiş; İster araba yolundan inebilirmişiz (ki bu uzun olan yolmuş), istersekte 30 dakika sürecek bir patikayı kullanabilirmişiz.

Ben tabii ki de patika yolu tercih ettim. Ama aksilikler peşimi bırakır mı. Zebellak gibi doldurduğum çantam daha fazla dayanamadı ve koptu. Pes etmedim, hemen gelişigüzel tamir ettim. Yola devam ettim. Fakat tahminimden uzun sürmüştü yol ve kaybolduğumu düşünmeye başlamıştım. Ormanın içindeydim tekrardan…

Güneşin tenimle sevişmesinin ardından kan ter içinde sahile ulaşabilmiştim. Müthiş bir manzaraydı. Ama ben bu manzaranın beni büyülemesine izin vermeden çadır kuracak yer bulmalıydım. Yine bir koşuşturmaca sonrasında çadır kurmanın yasak olduğunu fakat ormanda gizli yerlere kurabileceğimi öğrendim. Yorgun argın bir şekilde ormanın içine doğru yürürken karşıdan gelen adamın minibüste karşılaştığım o adam olduğunugördüm ve saçma bir şekilde hiç tanımadığım bu adamın boynuna sarıldım. İnanılmaz mutlu olmuştum. Sonra bu adam beni gönüllü olarak çalıştığı pansiyona götürdü dinlenmem için ve durumumu anlattıktan sonra normalde ücretli olan kamp alanında bana yer gösterebileceklerini ve çadırımı kurabileceğimi söylediler. Üstelik yemekte vardı. Ve ben orada 2 Gece 3 Gün inanılmaz bir zaman geçirdim. Çok güzel dostluklar kurdum. Öğrendiğim şeyler ile de korkmamam gerektiğini gördüm.

Ve dönüş yolu. Sonraki maceralara hazırlanmak için eve varmıştım.

Çıktığım bu yolculuk bana; Yola neden çıktığımı unutmamamı ve gerçekten yapmak istediğim şeylerden vazgeçmememi, pes etmemem gerektiğini öğretti.

İyi ki de çıkmışım yola.

Yol açık, Yola çık!

Sonraki yol hikayelerimi ve beni hayallerimin peşinden gitmem gerektiğini öğreten olayları diğer yazılarımda okumak için takipte kalın.

Hoşçakalın.

Hayallerinizden vaçgeçmeyin.

 

Ve daha fazlası için: Instagram üzerinden gezgindervis1 adresinden takip etmeyi unutmayınız.

Tags :